Venedik Fatihi JOKER: Nasıl Başarabildi? Neler Bekliyoruz?

Joker filmini bu kadar özel kılan ne?

Joker filminin vizyona girmesine sadece birkaç gün kaldı ve sinemaseverler olarak palyaçoyu beyaz perdede tekrar görmek için çok heyecanlıyız. Yapım geçtiğimiz haftalarda Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülüne ulaşmıştı. Ayrıca gösterimi sonrası dakikalarca ayakta alkışlanması ve eleştirmenlerden aldığı onca olumlu yorum sayesinde önümüzdeki diğer ödül törenleri için de iddialı konuma geldi. Bugüne dek yapılan onca muhteşem çizgi roman uyarlamasından hiçbirinin prestijli ödül törenlerinde ana ödüle ulaşamadığını göz önüne alınca bu inanılmaz bir başarı. Peki Joker’i bu kadar özel kılan ne?

Joker, kendi türündeki birçok karakterin aksine süper güçleri olmayan bir kahramanın süper güçleri olmayan düşmanı konumunda. Ona derinlik katan unsur ise ortaya çıkış hikayesinin altındaki dram ve psikopatlık. Toplum tarafından kenara itilmiş bir adamın suç dünyasında bir ikona dönüşmesini çizgi romanlarda keyifle okumuştuk. Ancak ne kadar Joker karakterini ekranlarda çokça görmüş de olsak bu hikayeyi ilk defa bu film ile izleyeceğiz. Aslında yapımın başarısını açıklayan şey de tam olarak bu.

Bugüne dek Joker’in içinde bulunduğu Batman yapımlarının tamamında bu iki karakterin karşılaşmasına tanık olduk. Yüksek prodüksiyonlu süper kahraman filmlerinin başlangıcı olarak gösterilen 1989 yapımı “Batman” filminde Jack Nicholson’ın muhteşem Joker performansını görmüştük. On dokuz yıl sonra Christopher Nolan “çizgi roman uyarlamalarının Godfather’ı” olarak anılacak “The Dark Knight”a imza attı. Joker rolünde bu kez Heath Ledger efsane bir iş çıkartarak Oscar ödülüne uzanmıştı. Bu filmler hem kritikler hem de genel izleyici kitlesi tarafından çok beğenildi ve saygı gördü. Her iki yapım da kendi dönemlerinde iz bıraktı ve ikonikleşmeyi başardı. Muhteşem oyunculuklara, efsanevi yönetmenlik dokunuşlarına, yapıldıkları yıllara bakıldığında inanılmaz prodüksiyon kalitelerine ve gişe başarılarına sahip filmler. Ancak her ikisi de sanat sinemasının ve ödül sezonu filmlerinin kulvarlarında yürümediler. Her film yapılırken belli başlı formüller uygulanır ve yapım kendi hedeflerini bu formüllere uygun belirler. Örneğin bir festival filminin başlıca amacı anlatım diliyle izleyenini etkilemekken bir gişe filmininki insanların dikkatini çekmek, onlara eğlenceli vakit geçirtmek ve bunları yaparken de para kazanmaktır. Kimi filmler de bu kalıplara bağlı kalmaz ve istediği yoldan gider. İşte Joker filminin durduğu noktaya geldik.

“Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir kötü gün yeterli.” diyecek kadar karanlık bir karakterin orijin hikayesini anlatmaya kalktığınızda elinizde yeteri kadar edebi bir malzeme var demektir. Bu karakter yıllardır süregelen bir popülerliğe sahip olan “Joker” ise kitleleri sinemaya çekip gişede başarı yakalamanız da muhtemel olacaktır. Bu iki kulvarın arasında durduğunuzda eğer vizyoner bir yönetmene, usta oyunculara ve kaliteli bir prodüksiyon ekibine sahipseniz, hele bir de Martin Scorsese’nin desteğini alıyorsanız yapımınız ödül kazanmaya her daim aday bir yapım olacaktır. Ayrıca bu filmin hikayesinin son yıllarda yapılan DC filmlerinden bağımsız olarak 1980’lerde geçmesi, hiç görsel efekt kullanılmadan gerçek mekanlarda çekilmiş olması, fragmanlardan rahatlıkla sezilen muhteşem sinematografisi, stüdyo baskısıyla devam filmi planlamak yerine kendi ayakları üzerinde durabilen tek bir uzun metraj ile hikaye örgüsünü sonlandırması ve daha birçok özelliği onu diğer çizgi roman işlerinden ayrı bir yerde tutmaya yetiyor.

Bir sonuca bağlarsak, 4 Ekim Cuma gününe başka bir plan yapmayıp bu filmi taze taze izlemenizi öneriyoruz. Hatta imkanınız varsa IMAX teknolojisiyle izleyin ki filmin sunduğu görsel şölenden daha çok haz alın. Eğer etrafınızda bu filme gidip bolca aksiyon izleyeceğini düşünen arkadaşlarınız varsa onları uyarınız. Kendini “Toplum tarafından göz ardı edilen bir adam olan Arthur Fleck’in cesur bir karakter çalışması.” olarak tanımlayan bu filmde ağır bir dram, delilik ve müthiş bir karakter gelişimi izleyeceksiniz.

Ne duruyorsunuz, gidip bilet alın!

Kategori
FİLM
Kerem Uluçay

Sinefil, amatör yönetmen, koleksiyoner. Eski müzisyen ve basketbolcu. Şu sıralar mühendislik öğrenicisi. Çizgi roman ve tiyatro diğer ilgi alanları.
Yorum yok

Yorum bırak

*

*

BENZER