JOHN WICK 3: PARABELLUM SPOILERSIZ İNCELEME! “Saf aksiyona hasret kalanlara…”

Si vis pacem, para bellum – “Barış istiyorsanız savaşa hazır olun.”

Aksiyon Sineması şaşalı dönemlerini geride bırakalı uzun bir süre oldu. Tür bir nevi asimilasyona uğrayarak Bilim-Kurgu, Fantastik ve son 10 yılın yükselen trendi Süper Kahraman filmleri içine karıştı. Saf aksiyonu hissettiren yapımlara hasret geçen uzun yıllardan sonra John Wick serisi ağzımıza çalınan bir parmak bal tadında oldu diyebiliriz. Bu serinin son halkası John Wick 3: Parabellum bizi yine saf aksiyonun içine sürüklemek için arzı endam etmekte.

Bu seriyi hayranları ve aksiyonseverler için anlamlı kılan nedir, sorusuna cevap filmin yönetmeni Chad Stahelski diyebiliriz. 90’lı yıllarda sinema sektörüne dublör olarak giren Stahelski önemli aksiyon filmlerinde yer alır. Özellikle ileride yönettiği John Wick serisinde başrol oynatacağı Keanu Reeves ile The Matrix filminde yolları kesişir ve dublörü olur. Sonrasında sinema kariyeri dövüş koreografileri hazırlamadan, yardımcı yönetmenliğe ve en sonunda yönetmenliğe doğru evrilir. Aksiyon sinemasının mutfağından gelen bir yönetmen olması bu seride neyi nasıl yapacağını iyi bilmesi ve seyirciye aktarmasını sağlamakta.

Mümkün mertebe uzun sahneler kullanması günümüz sinema ezberinin dışına çıkıyor. Özelikle uzun sekanslar halinde kurgulanan dövüş sahneleri bu serinin en güçlü yanı. Parabellum’da da aynı teknik kullanılmış. Özellikle filmin ilk yarım saati tüm zamanların en iyi aksiyon sahnelerine yer vermekte ve seyirciyi film içine çekme anlamında başarı göstermekte. Dövüş koreografileri ve bunları bizlere en güzel açılardan yakalamamızı olanak sağlayan çekim teknikleri izleyene ayrı bir zevk vermekte.

Filmin bir başka becerdiği konu ise mekân ve ışık kullanımı. Hikâyenin geçtiği tüm mekânlar kendi içinde karakteri olan filmin abartılı aksiyonuna hizmet eden bir havada. Mekânlardaki ışık kullanımı da aynı şekilde görselliğe ayrı bir hava katmakta.

Oyunculuklara girecek olursak bir aksiyon filmine yakışır bir aksiyon oyunculuğu var. Ama bu türün özelliği bakımından genel sinema filmlerine göre zayıf diyaloglara sahip. Bu nedenle oyuncuların fiziksel performansları iyi iken, saf oyunculuk yetenekleri vasatın üstüne çıkamıyor.

Keanu Reeves her zamanki “cool” oyunculuğunu konuşturmaya devam ediyor. Geçen filmlerden bu filme miras kalan usta oyuncular Ian McShane ve Laurence Fishburne’ün yanı sıra bu filmde seriye yeni katılan Halle Berry, Mark Dacascos, Asia Kate Dillon ve Jerome Flynn gibi oyuncularla kadro ağırlığını hissettiriyor.
Senaryo konusunda film vasat altı olmuş demek yanlış olmaz.

Özellikle karakter gelişimlerine çok fazla değinilmemesi ve üstün körü geçirmesi filmdeki karakterlerle bir bağ kurmanızı zorlaştırıyor. Bunun yanında birçok mekânda hızlı geçişler yaşamamız bütünlükten kopmamıza sebep veriyor. Film ilk bir saatinde yaptığı güzel işleri ikinci bölümde filmi konu olarak bir yere taşıma çabası yüzünden terk ediyor ve bir düşüş olmaya başlıyor. Özellikle filmin bir yerinde giren bir karakter hikâyesi bitmeden gözden kaybolup bir daha da ortaya çıkmıyor. Bir yerden sonra filmin üzerimize aksiyon kusması aksiyonu sıradanlaştırmakta ve filmden uzaklaşmamıza sebep vermekte. John Wick 3’ün iki saatti aşan süresi böyle bir film için uzun olmuş demek mümkün. Konu bir buçuk saat ya da bir saat kırk beş dakika arası olsa izleyicide daha güzel bir tat bırakırdı.

Son olarak spoilersız bir şekilde filmin konusuna da değinmek gerek. Film aslında ikinci filmin bittiği yerden başlamakta. Kahramanımız suikastçıların konakladığı ve Yüksek Şura denen sistemin temsil edildiği Continental Otelinde geçen filmin kötüsü Santino D’Antonio’yu öldürmesi ve akabinde Otel yöneticisi Winston’ın ona bir saatlik kaçış süresi vermesinin hemen sonrası başlıyor. Bu süre bittiğinde ise sistemden aforoz edilen John ve üstüne üstlük kellesi için 14 milyon dolarlık ödülün cazibesiyle peşine düşen bir şehir dolusu suikastçıdan kaçmaya başlıyor. Bu kaçışta sadece kendisi tehlikede değildir. Etrafındakiler de olaylardan etkileneceklerdir.

İlk filmdeki intikam arayışının çıkış noktası olan ölen eşinden hatıra kalan köpeğin mafya tarafından öldürülmesiydi. İkinci filmde olduğu gibi bu filmde de köpekler karşımıza çıkmakta ve bu sefer aksiyona da katılmaktalar.

Kısaca John Wick 3: Parabellum, safkan aksiyona hasret kalan ve türü sevenler için keyifli bir iki saat vadederken, türe uzak kalanlar için vasat denebilecek bir film.

Filmin spoilersız incelemesini video olarak seyretmek isterseniz, buraya tıklayarak “Burak Arkan” YouTube kanalında yer alan videoya ulaşabilirsiniz.

Kategori
FİLM
Burak Arkan

Çizgi roman okuyucusu, Star Wars ve Batman delisi. Dizi izlemekten, film izlemeye zaman ayıramaz. Başlayıp bitiremediği bir sürü oyun varken yenilerini denemekten çekinmez. Tam zamanlı işinden ve bir buçuk yaşındaki oğlundan arta kalan zamanlarda bunları yapması ise alametifarikasıdır.
Yorum yok

Yorum bırak

*

*

BENZER