BAMBAŞKA Bir Suç Öyküsü: AİDİYET İncelemesi!

Aşağıda herhangi bir spoiler yer almıyor...

Genç yönetmen Burak Çevik 2. uzun metrajı olan “Aidiyet” ile karşımızda. Fazlasıyla farklı bir iş olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Film, Boğaziçi Film Festivali’nde ulusal yarışmada En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanmıştı. Ayrıca tıpkı yönetmenin ilk filmi olan 2018 yapımı “Tuzdan Kaide” gibi Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gösterildi ve Caligari Ödülü için yarıştı.

Aidiyet, Burak Çevik’in kendi ailesinde yaşanmış bir cinayetin gerçek hikayesini ekrana taşıyor. 2003 yılında vefat eden anneannesinin, teyzesi ve müstakbel eşi tarafından nasıl katledildiğini inanılmaz bir esrarengizlikle servis ediyor film. Temele baktığımızda gayet basit bir cinayeti oldukça atmosferik ve duygu dolu anlatıyor olmak bu filmin ustalığını kanıtlıyor kanımca.

Aidiyet’in süresi tıpkı Tuzdan Kaide gibi bir uzun metraj için oldukça kısa: 73 dakika. Film basitçe iki ayrı bölümden oluşuyor. Kendimce bunlara “anlatı” ve “kurmaca” olarak sesleneceğim. İlk bölüm olan anlatı kısmında Onur karakterinin polise verdiği gerçek ifade aracılığıyla neredeyse tüm hikayeyi öğreniyoruz. Kısa sürede onca olay  öylesine kuvvetli bir dil ve görsellikle anlatılıyor ki meraklanmadan duramıyorsunuz. Kurmaca kısmına gelindiğinde ise biraz daha yoğun yönetmenlik dokunuşlarıyla karakterlerin tanışmalarına tanık oluyoruz. Sürekli seyirciye hissettirilen “odadaki üçüncü kişi olma” ya da “karakterleri gizlice takip etme” hissiyatı büyüleyici. Finale gelindiğinde ise bu iki konseptin yolları hayran kalınacak şekilde kesişiyor. Eylül Su Sapan ve Çağlar Yalçınkaya’nın büyük bir doğallıkla karakterlerini canlandırmaları hem filmin “an”ı tarif etme biçimine hizmet ediyor hem de oyuncuların tiyatro kökenli olduğunu kanıtlar nitelikte.

Burak Çevik’in farklı tarzı ve alışılagelmedik şeyler deniyor olması takdire şayan. Baktığımızda bu hikaye yaklaşık 120 dakikada klasik bir anlatımla da sunulabilirdi. Çok da güzel olurdu. Ancak böyle yapılsaydı film en önemli kozunu, yaratıcı fikirlerini kaybetmiş olacaktı. Seyirciyi bu denli içinde tutamayacak, daha az yalın olacak ve belki de kimileri tarafından “sıkıcı” olarak nitelendirilecekti. Çevik’in tercih ettiği bu yolla sadece sanat sinemasını sevenler değil genel seyirci kitlesi de rahatlıkla filmi tüketebilecektir. Tabii ki bu noktada ülkemizdeki birçok film gibi Aidiyet de problemler yaşıyor.

Filmin şu an bir vizyona girme durumu yok. Dün ülkemizde 4 farklı şehirde 7 farklı salonda aynı anda gösterildi. Bu salonların birinde Burak Çevik ve Çağlar Yalçınkaya da bulunuyordu ve ne şanslıyım ki ben de o salonda izlemiştim.  Film sonrası keyifli bir soru cevap yapıldı. Benim sorduğum sorulardan biri filmin posteri ile ilgili oldu. Daha önceleri dikkat çekici bu posterden anlam çıkartamamış olsam da Çevik’in cevabından sonra oldukça manalı geldi bana. Siz de eğer filmi görme fırsatı bulursanız lütfen izledikten sonra postere bakıp “at” ve “join-up” kelimelerini aklınıza getiriniz. Peki böyle söylüyorum ama, izlemeniz nasıl mümkün?

Burak Çevik’in açıklamalarından çıkarttığım kadarıyla kendisi filminin vizyona girmesi taraftarı değil. Filmin bu tarz özel gösterimlerle şehrinize gelmesi ilerleyen günlerde mümkün olabilir. Sosyal medya üzerinden süreci takip edebilirsiniz. Eğer izleyecek fırsat bulursanız kaçırmamanızı öneriyorum ve Burak Çevik’in gelecekteki projelerini merakla bekliyorum.

Kategori
FİLMİNCELEME
Kerem Uluçay

Sinefil, amatör yönetmen, koleksiyoner. Eski müzisyen ve basketbolcu. Şu sıralar mühendislik öğrencisi. Çizgi roman ve tiyatro diğer ilgi alanları.
Henüz yorum yok

Yorum Bırak

*

*

Twitter çok güzel, gelsene!

BENZER