2019’UN EN İYİ 15 FİLMİ: Bu yılın mutlaka izlenmesi gereken filmlerini listeledik!

Bu yıl sinema adına muhteşem geçti…

2019’un tarihe karışmasına saatler kalmışken bu seneyi çok güzel bir sinema yılı yapan filmlerden en sevdiğim 15 tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Peki başlamadan, bu listede hangi filmler var, hangi filmler yok?

2018 yapımı olmalarına rağmen ülkemizde vizyona giren “Burning” ve “Shoplifters” gibi filmler, 2019 yapımı olmalarına rağmen 2020’de vizyona girecek “Jojo Rabbit” ve “1917” gibi filmler, 2019 yapımı olmalarına rağmen 2020’de Netflix’te yayınlanacak “Uncut Gems” ve “I Lost My Body” gibi filmler, yeteri kadar festivale katılamadığım için 2019 yapımı yerli filmler bu listede yok.

Son olarak eşeklik edip izleyemediğim “Midsommar”, “System Crasher” ve “So Long, My Son” filmleri de bu listede yer almıyorlar.

 

15. Us

2017 yapımı Get Out filminin ardından gelen “Us”, Jordan Peele’nin ikinci uzun metraj deneyimi. Kendisi son yıllarda korku türünde yeni bir soluk oldu diyebiliriz. Politik alt metninin, hikayesinin ve görsel kalitesinin kuvvetli oluşu ile bu film listemde.

 

 

14. Sorry, We Missed You

Henüz izlememişken Haftanın Film Önerileri #7 yazımda önerdiğim bu film, Ken Loach imzalı son yapım. Günümüz gerçekliğinde ekonomik sıkıntıları olan bir İngiliz ailesinin tablosu çiziliyor. Bu sıkıntıların ailenin babası Ricky’yi ne hale getirdiği ise filmin sonunda yüreğimi burkmuştu.

 

 

 

13. Ad Astra

James Gray’in yazıp yönettiği Ad Astra, kanımca yılın en görmezden gelinen birkaç filminden birisi. Üstelik başrolünde Brad Pitt gibi bir yıldız olmasına rağmen. Bu film hem onun bu sene gösterdiği en iyi performansı hem de Gray’in muhteşem uzay şovuna tanık ediyor seyircisini.

 

12. Ford v Ferrari

Az önce göz ardı edilmek demişken, Christian Bale’in bu sene Ford v Ferrari ile en ‘underrated’ erkek oyunculuk performansını gösterdiği çok açık ortada. Geçen sene Rami Malek’e birçok ödül kaptıran Bale son yıllarda biraz hak ettiğini alamıyor gibi Hollywood’da. Öbür taraftan filmin yönetmeni James Mangold, kendisi Logan’ın da yönetmenidir, seyirciyi tamamen içine alan muhteşem yarış sahneleriyle görsellikte tavan yapmış bir aksiyon aksiyon şöleni sunuyor bizlere. Ken Miles’ın Le Mans 66’da verdiği muhteşem mücadele ve Matt Damon’ın canlandırdığı Carroll Shelby ile olan ilişkileri iki dev şirketin piyasa yarışı içerisinde derinlemesine işleniyor. Ayrıca filmin incelemesi de sitemizde mevcut.

 

11. Doctor Sleep

Stanley Kubrick’in korku başyapıtı, bir Stephen King uyarlaması “The Shining”in devam filmi Doctor Sleep, zorlayıcı sorumluluklarına rağmen Mike Flanagan imzasıyla tatmin edici bir şekilde ortaya çıktı. Her ne kadar kendi türünde bu sene en beğendiğim film olamasa da sinema salonundan mutlu bir şekilde ayrılmıştım. Detaylı incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

10. Once Upon A Time… in Hollywood

Birçok kesim tarafından beklentilerin altında kalan hatta beğenilmeyen bir film oldu Quentin Tarantino’nun 1969 yılına doğru çıktığı çılgın macera. Ancak bunun tam aksine benim oldukça beğendiğim, oyuncu kadrosunu hayranlıkla izlediğim, Sharon Tate’in acı dolu hikayesine getirilen alternatif sonun etkisinde kaldığım bir film oldu “Once Upon A Time… in Hollywood”. Tabii ki Tarantino gibi bir yönetmenin Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie ve Al Pacino gibi oyuncularla buluşması yılın en iyi filminin ortaya çıkması demek olabilirdi. Ama olsun, taş gibi bir yapım var önümüzde.

 

9. Toy Story 4

Pixar’ın belki de bugüne dek yaptığı en iyi iş olan Toy Story serisini sevmeyen var mı? Yoktur canım, olur mu öyle şey. Oyuncaklarımızın en yeni macerası, belki de son macerası müthiş bir animasyon kalitesiyle karşımıza çıktı. Yeni karakterlerimizden Forky’nin doğallığı, Duke Caboom’un karizması ve eski oyuncaklarımızın özlemi bu filmin çok sevilmesine sebep oldu. Hele bir finali var ki sormayın…

 

8. The Lighthouse

İşte karşınızda Robert Eggers’ın ikinci uzun metrajı. Bu sene kendi türünde en beğendiğim film oldu. Teknik anlamda kusursuza yakın. Başrolleri paylaşan Robert Pattinson ve Willem Dafoe’nin performansları birbirinden kaliteli. Ödül sezonunda hak ettiği yerlerde olamayacak gibi görünüyor şu ana dek, ne kadar üzücü. Detaylı incelemesini yaptığım yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

7. Portrait of a Lady On Fire

Cannes’dan En İyi Senaryo ödülü alan Fransız filmi “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” muhteşem bir saflık ile “aşk”ı anlatıyor. Sınırların içine hapsedilmeyen, zamansız bir aşkı. Céline Sciamma imzalı film, Altın Küre’de En İyi Yabancı Film’de adaylık kazandı. Ancak maalesef bu güzel yapımı Oscar’da göremeyeceğiz. Sinemanın resim ile yollarının kesiştiği Portrait of a Lady On Fire, kaçırılmaması gereken çok güçlü bir yapıt. Ülkemizde hala vizyonda.

 

6. The Peanut Butter Falcon

Geldik bu kez yılın en ‘underrated’ filmine. Filmekimi’nde izleme fırsatı buldum ve ülkemizde vizyona girmeyeceği için gerçekten üzülüyorum, en azından şu anlık böyle. Pek üstünde konuşulmadı, es geçildi ancak eğer bir şekilde izleme fırsatı bulursanız emin olun ki pişman olmayacaksınız. Herkesin içini ısıtacak bu film için yaptığım detaylı inceleme için buraya tıklayabilirsiniz.

 

5. Avengers: Endgame

Geyikdolu yazarları olarak çizgi romanları ve çizgi roman filmlerini çok seviyoruz. Bu janranın da en büyük fenomeni son on yıldır Kevin Feige önderliğinde yürüyen Marvel Sinematik Evreni. Kendisi ile birlikte bu evrende yer alan 22 filmin ve ardından çıkan Spider-Man: Far From Home’un kesişme noktası olan, tüm bağ kurduğumuz kahramanlarımızı bir araya getiren, Russo Kardeşler imzalı Avengers: Endgame’i ilk beşime alarak onurlandırmak istiyorum. Eleştirilere özellikle son dönemde çokça maruz kalsa da tarihin en çok gişe yapmış filmi unvanını kazanan bu film bizler için güzel şeyler ifade ediyor. Sitemizdeki incelemesine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

4. Marriage Story

Noah Baumbach’ın oldukça kişisel ve bir o kadar etkileyici filmi Marriage Story, finali ile dakikalarca ağlatan güçlü bir yapım. Netflix’in son iki yıldır yürüttüğü doğru politika ile kendilerine bu sene ödül törenlerinde ciddi başarılar getirebilecek bir filmlerden. Adam Driver ve Scarlett Johansson çok güzel performanslar veriyor. Yardımcı rolde Laura Dern de muhteşem. Özellikle tartışma ve mahkeme sahneleri ile çok akılda kalacak Marriage Story.

 

3. Parasite

Evet, belki de ilk sırama koymadım ancak Türkçe ismi ile Parazit’i “yılın sinema olayı” olarak adlandırmaktan kesinlikle çekinmem. Yapımda çılgın bir perspektiften sıra dışı bir senaryo ile fakir-zengin ayrımı anlatılıyor. Bong Joon Hoo adeta katman katman dokumuş filmini. Cannes’da Altın Palmiye kazanmayı sonuna kadar hak eden Parazit’in diğer törenlerde de önemli başarılar elde edeceğine şüphe yok. Üzerine çok şey konuşulabilecek bu filmden Uzakdoğu Sinemasının Yükselişi yazımda da bahsetmiştim.

 

2. Joker

Todd Philips gerçekten komedinin artık ölü olduğuna gönülden inanıyor olmalı ki böylesine bir Joker filmi çıkarmış ortaya. Sen git başarısız bir komedyen olan ünlü kötü karakteri al -tahminimce kendisi komedide nasıl başarısız olunduğunu biliyordur- Scott Silver ile travmatik, epik ve etkileyici bir orijin hikaye yaz, Scorsese’nin filmlerinden ilham edin, Warner Bros.’a gidip böyle bir iş için ciddi sayılacak bir bütçe iste, Joaquin Phoenix gibi müthiş bir aktörü rol için ikna et… İşte o zaman bir çizgi romandan esinlenen muhteşem bir sanat filmi yapabilirsin, hatta vizyoner bir yönetmensen bu kolay bile olur. Venedik Fatihi Joker yazımda bu film öncesi beklentilerimi anlatmıştım. Oldukça tatmin oldum ve bu sayede Joker bu sene en sevdiğim ikinci film oldu.

Bir numaraya geçmeden önce değinmeden geçmeyeceğim üç adet film var sırada.

 

BAHSEDİLMESİ GEREKENLER

 

Monos

Alejandro Landes imzalı Monos bu sene sinema perdesinde yaşadığım en çılgın deneyimdi. Görselliği ve seyircisini içine alan atmosferi harika. Haftanın Film Önerileri #8 yazımda henüz izlememişken önermiştim. Ülkemizde hala bazı salonlarda gösteriliyor.

 

Rocketman

Efsane müzisyen Elton John -kendisini canlı dinleme fırsatı edindiğim için hep hava atmışımdır- birçok ünlü ikonun aksine kendi biyografi filmini izleme şansı buldu. Hem de sıradan bir “gerçek hayat hikayesi” anlatmayan, aynı zamanda şahane bir müzikal vadeden bu yapımı. Bryan Singer’ın Bohemian Rhapsody’den ayrılması üzerine filmi tamamlayan Dexter Fletcher Rocketman’in yönetmeni, harika bir iş çıkarmış.

 

Pain and Glory

Pedro Almodovar’ın kendi hikayesini kendisi anlattığı oldukça kişisel filmi Acı ve Zafer, Antonio Banderas’ın müthiş oyunculuğuyla çok iyi bir yere taşınıyor. Amatör bir yönetmen olan ben, bir yönetmenin kendi hikayesini yönettiği bir filmi izlemekten ayrı bir zevk aldım.

 

1. The Irishman

Geldik bir numaraya: The Irishman. Görkemli bir başyapıt. Üç buçuk saatlik süresine karşın oldukça dinamik, dolu dolu, bıraksalar belki daha da uzun sürecek bir film. Martin Scorsese bu filmle özüne dönmüş ve efsane mafya filmleri barındıran kariyerine bir yenisini eklemiştir. Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci… Gelsin ödüller, gitsin törenler. Herkese göre bir film değil The Irishman. Kabul etmeliyim ki yorucu ve ağır. Ancak bir o kadar etkileyici. Frank Sheeran’ın bela ve macera dolu hayatı, Jimmy Hoffa’nın gerçek kayboluş sebebi ve seyirciye sunulan onca ayrıntı ile geçmişe ışık tutuyor The Irishman’in senaryosu. Haftanın Film Önerileri #8 yazımda daha detaylı bir inceleme mevcut, oraya da göz atabilirsiniz.

Herkese mutlu seneler, 2020 gönlünüzce geçsin!

Kategori
FİLM
Kerem Uluçay

Sinefil, amatör yönetmen, koleksiyoner. Eski müzisyen ve basketbolcu. Şu sıralar mühendislik öğrencisi. Çizgi roman ve tiyatro diğer ilgi alanları.
Henüz yorum yok

Yorum Bırak

*

*

Twitter çok güzel, gelsene!

BENZER