Son zamanların en çok izlenen dizisi: LA CASA DE PAPEL – Geyikdolu

Son zamanların en çok izlenen dizisi: LA CASA DE PAPEL

Daha öncesinde çoğumuzun haberdar olmadığı İspanyol dizi sektörünün muhtemelen en iyi dizisi La Casa De Papel’e gelin birlikte göz atalım.

Lost, Fringe, Dark, Game of Thrones gibi dizilerden sonra, dizi izleyicileri daha çok fantastik şeyler izlemeye başladılar. Ben de dahil, içinde gizem unsurları bulunmayan yapımları izlemeyen birçok insan var. La Casa De Papel resmen bu önyargıyı yıkmak için gelmiş. ‘’Alt tarafı bir soygun dizisi, ne kadar güzel olabilir ki?’’ düşüncesiyle başladığım dizi, şu anda izlediğim en iyi diziler arasında. Oyunculuklar kadar oyuncu seçimi de muhteşem şekilde yapılmış. Karakterler o kadar gerçekçi ki, oyuncuları başka bir yapımda izlemek çok zor. Diziyi bu kadar sevilen yapan şey de bu muhtemelen. Karakterler oldukça gerçekçi ve çok çeşitliler. Aynı zamanda dizi başlarken ilk bölümde aşık olduğunuz bir karakterden dizinin sonunda nefret edebilirsiniz, ya da tam tersi!

Karakterlerde zaten uzun uzun bahsedeceğiz. Gelelim dizimizin konusuna. La Casa De Papel, işinde uzman olan bir grup soyguncunun İspanyol Kraliyet Darphanesini soyma hikayesini anlatıyor. Ama aslında soyguncularımız kimseyi soymuyorlar, aksine kendi paralarını kendileri basıyorlar! İçeride bulunan sivilleri rehine olarak alan soyguncular, ellerinde çok büyük kozlar bulunduruyorlar haliyle ve içeride günlük güneşlik yaşıyorlar. (Ya da yaşamıyorlar 🙂 ) Soyguna başlamadan önce, 5 ay boyunca plan yapan çetenin beyni Profesör adında bir eleman. Adam tam bir hayalet. Zaten izlediyseniz, ya da izleyecekseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu muhteşem plan da Profesör’ün başının altından çıkıyor. İşinde uzman olan 8 kişiyi toplayıp 5 ay boyunca soygun hakkında eğitiyor ve BAM! Dünya tarihinin en büyük soygunu!

 

 

Dizi boyunca çete üyeleri çok fazla zorlukla karşılaşıyorlar ama Profesör’ün bu aksilikleri öngörme şekli kendine hayran bırakıyor doğrusu. Tam ‘’Tamam artık buradan geri dönüş olamaz.’’ dediğiniz anda bir flashbackte bu sorunun nasıl çözüleceğini görüyorsunuz. Muhteşem bir plan, muhteşem bir zeka, müthiş oyunculuklar ve müzikler. Şahsi olarak belirtmeliyim ki La Casa De Papel’in her ayrıntısına hayran kaldım. Dizinin hiçbir bölümünde sıkılmadım ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

İşin içine soygun, polis ve rehineler girince çoğu izleyici otomatik olarak polisin tarafını tutar fakat bu dizide böyle bir bakış açısı yok. Hatta ahlaki olarak bile sorguluyorsunuz kendinizi çünkü resmen bir grup hırsızın yakalanmamasını istiyorsunuz. Heyecanın asla bitmediği bu dizide aksiyon hiçbir zaman eksik olmuyor.
Gelin artık soyguncularımıza daha yakından bakalım;

 

Berlin

Soygunun içerideki beyni, çetenin lideri. Tam bir psikopat. Ama psikopat olduğu kadar da liderlik vasfı en ufak hücrelerine kadar işlemiş olan bir eleman. Takımı için sürekli en iyisini düşünen, planın eksiksiz yürümesi haricinde hiçbir şey düşünmeyen bir lider Berlin. Aynı zamanda oldukça entelektüel bir abimiz. İzledikçe kendine hayran bırakan Berlin, muhtemelen dizinin en sevilen karakteri.

 

Tokyo

Hayatta hiçbir beklentisi olmayan, geleceğini düşünmeyen, küçük yaşlarından beri hayatı soygunlarla geçmiş olan bir genç kızımız. Asi ve kendinden emin tavırlarıyla izleyiciyi kendine hayran bırakan Tokyo, aynı zamanda hikayeyi bize anlatan dış ses. Bazen tam bir gıcık olsa da, mizacının bu yönde olduğunu kabullenip sevmeye devam ediyoruz kendisini.

 

Moskova

Takımın babası. Moskova’yı anlatacak daha iyi bir cümle olamaz. Moskova hem bir soyguncunun, hem de bütün takımın babası tabiri caizse. Yumuşacık bir kalbi var yaptıklarında hiçbir kusur bulamadığımız bu karakterin. Oğlu için de yapamayacağı hiçbir şey yok bu dünyada.

 

Denver

Moskova’nın oğlu. Türlü pis işlere bulaşmış klasik bir baş belası. Ama Denver’deki saflık da dizinin hiçbir karakterinde yok. İsminin karıştığı uyuşturucu çeteleri ve bar kavgalarıyla sanki hiçbir ilgisi yokmuş gibi. Dizide karakterler arasında hiçbir ilişki olmaması çok önemli Profesör için, böylesine ciddi  bir dizide böyle tatlı bir baba-oğul ilişkisi izlemek gerçekten keyif verici.

 

Rio

Takımın IT elemanı. 6 yaşından beri kod yazan bu genç dizi boyunca çok fazla hata yapıyor ama çocukluğuna veriyoruz. İşinde ondan iyisi yok genç yaşına rağmen. Muhteşem bilgisayar bilgisi ve zekası ile takımda yerini alıyor Rio.

 

Nairobi

Tam bir arkadaş. Dizi boyunca kararları ve düşünceleriyle en çok bize benzeyen karakter. Zorlu bir hayatı var, çocukluğu da oldukça zor geçmiş. Geçmişinin izlerini taşıyor ama bu soygunda önemli olan geleceği. O’nu geleceğe bağlayan şey için burada.

 

Helsinki ve Oslo

Sırp kuzenler. İki tane full donanımlı görev adamı. Ne dersen, ne emir verirsen yerine getiriyorlar büyük bir özveri ile. İkisinin de düşündüğüne dair şüphelerimiz var ama Oslo’nun kesinlikle konuşmadığını biliyoruz.

 

Profesör

Profesör. Bu karakter hakkında çok şey yazılabilir ama spoiler olasılığından dolayı kısa keseceğim. Takımın beyni, çetenin kurucusu. Bütün bu takımı bir araya getiren insan. Soygun fikri de O’nun başının altından çıkıyor. Olabilecek her türlü aksiliği daha önceden görüp, hazırlanma aşamasından geçen 5 ay boyunca bunları çete üyelerine ders gibi öğretiyor. Muhteşem bir zekaya sahip bir dahi.

 

 

E dizi soygunla ilgili olunca, bir de polis tarafı var dizide. Polisler de oldukça akıllı ve zekiler ama 5 ay boyunca yapılan bir planı bulup iptal etmeye çalışmak çok zor. O yüzden birazcık zorlanıyorlar ama nefeslerinin Profesör’ün boynunda  olduğunu her saniye görüyoruz neredeyse.

Şunu da belirtmeden geçmeyelim; çoğumuzun Netflix vasıtasıyla tanıştığı dizi aslında bir Netflix yapımı değil. Ayrıca Netflix’te sadece ilk sezonu var. 2. sezonunu ise malum platformdan indirip ya da internetten online olarak izleyebilirsiniz. Ya da 6 Nisan’a kadar dizinin 2. sezonunun Netflix’e gelmesini bekleyebilirsiniz.

Muhteşem bir dizi olduğunu en azından 1 arkadaşınızdan duymuşsunuzdur diye düşünüyoruz ve bu sürükleyici, akıl oyunları ile dolu diziyi herkese gönül rahatlığı ile tavsiye ediyoruz!

Kategori
DİZİ
Yağmur Yüksel

Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunu, öğretmen ve çevirmen. 4 yaşından beri oyun oynuyor, durdurulamıyor. Stanley Kubrick, Star Wars, Harry Potter ve Crash Bandicoot vazgeçilmezlerinden sadece birkaçı.
Yorum yok

Yorum bırak

*

*

BENZER