Bugüne kadar izlediğiniz süper kahraman dizilerini unutun: THE BOYS SPOILERSIZ İNCELEME!

Alışkın olmadığımız bir süper kahraman dizisi The Boys'u anlattık...

Son on yılımız Süper Kahraman film ve dizilerinin hâkimiyeti ile geçti. Birçoğu birbirinin aynısı olan bu yapımlar ilk zamanlar ilgimizi çekti ama zamanla sıkıldık ve uzak durmaya başladık. Kendi adıma özellikle CW’nun Arrowverse’üne 5 sezon dayandım ve kaçarak uzaklaştığımı söyleyebilirim. Böyle bir ortamda Amazon’un 26 Temmuz’da yayınladığı yeni dizisi The Boys sıcak havada soğuk limonata gibi geldi.

Dizi; gereksiz triplerden uzak, fantastik olduğu kadar ayağı yere basan karakterlere sahip ve alışılmışın dışında senaryosu ile muadillerinden ayrılmakta. The Boys’un en önemli özelliği ise salt iyi veya kötünün olmaması. Gerçek hayatta insanlar nasıl yalan söylüyor, çıkarları doğrultusunda davranıyor ve ahlaki ikilemlerde kaldığı zaman hiç umulmayan refleksler geliştiriyorlarsa dizide de aynı durum her iki taraf için de geçerli.

The Boys, 2006 – 2012 yılları arasında aynı isimle yayınlanan bir çizgi romanın uyarlaması. Garth Ennis ve Darick Robertson’ın yaratığı çizgi romanın ilk 6 sayısı Wildstrome’dan; sonraki sayıları da Dynamite’den olmak üzere toplamda 72 sayı yayınlanmış. Çizgi romanını okumadım ama gelen yorumlar daha sert bir içeriğe sahip olduğu yönünde. Bu sertlik diziye yansımakta ve kan gövdeyi götürmekte. Rahatsız etmeyecek tonda cinsellik kullanıldığını da söylemek gerekir.

Çizgi romanın yaratıcılarından Garth Ennis, Supernatural dizisinin yapımcısı olan Eric Kripke ve Preacher dizisinin yapımcıları Seth Rogen ve Evan Goldberg ile bir araya gelerek The Boys’u diziye uyarlamışlar. Ülkemizde Netflix kadar bilinmeyen ama abone olup izleyebileceğiniz Amazon Prime tarafından ilk sezonu 50 dakika ile 1 saat arasında süreye sahip 8 bölüm halinde yayınlandı. Amazon Prime’dan bahsetmişken platformu 7 gün ücretsiz deneyebilirsiniz. Ne kadar kaliteli içeriklere sahip olduğunu göreceksiniz.

Sürprizbozan vermeden ana hikayeyi kısaca anlatayım. Bir süper kahraman takımımız var. Bu takım Vought isimli bir şirketin çatısı altında The Seven adıyla bir araya getirilmiş. Bu ekip özellikle DC’nin karakterlerine çok fazla benzemekte. Ekibin Lideri Homelander. Homelander %80 Superman, %20 Kaptan Amerika karışımı diyebiliriz. Queen Mave ise kostümüyle ve güçleriyle neredeyse birebir Wonder Woman. Aquaman muadili The Deep, kostüm olarak değil ama süper güçleri bakımından Flash’a denk. A-Train ekibin diğer ana karakterlerinden. Diğer elemanlar Black Noir ve Translucent’in biraz daha geride kaldığını söyleyebiliriz.

6 süper kahraman saydığımın farkındayım ve ismi üstünde The Seven, 7 kişilik bir ekip. Bir üyesi emekliliğe ayrıldığından onun yerine geçecek kahraman için süper güçleri olan insanlar arasından bir seçme yapılıyor. Seçmeleri Annie January ya da
süper kahraman olarak bilinen ismiyle Starlight kazanır.

Buraya kadar sıradan bir süper kahraman takımından bahsettik. Ama esasında o kadar da sıradan ve amaçları dünyayı kötülerden kurtarmak olan bir takım değil. Özellikle şirket çıkarlarını koruyan bu takım o kadar yozlaşma içindedir ki kendi çıkarları söz konusu olduğunda insanları korumaktan vazgeçebiliyorlar ya da daha kötüsü gözlerini kırpmadan onları öldürebiliyorlar. Sorumsuz davranışlarda bulunup bunların sonuçlarına da umursamıyor ve Vought şirketinin koruması altında pervasızlıklarını sürdürüyorlar.

Günün birinde bu süper kahramanlardan biri bir kazaya neden olur. Bu kaza sırasında kız arkadaşını kaybeden başkarakterimiz Hughie Campbell bu şirketin çirkin yüzü ile karşı karşıya kalır. Bunalımlardan bunalıma sürüklenirken de karşısına Billy Butcher isimli gizemli biri çıkar. Butcher da belli ki bu süper kahramanlardan zarar görmüş ve intikam peşindedir. Kendi gibi süper kahramanlardan nefret eden eski dostları Frencie ve Mother’s Milk’in yanında Hughie’yi de ekibe katar. Bundan sonra sıradan insanların bir süper kahraman grubuna açtıkları savaşı izleriz.

Butcher rolünde Karl Urban’ı görmekteyiz. Kendisini Thor: Ragnorok’ta Skurge, Yüzüklerin Efendisi’nde Eomer ve Star Trek’te de canlandırdığı Bones karakterleri ile tanıyabilirsiniz. Muhteşem bir oyunculuk sergileyerek karakterle bağ kurmamızı sağlamış. Hughie Campbell rolünde karşımıza çıkan Jack Quaid ile de mükemmel bir sinerji yakalamışlar. Homelander’ı canlandıran Anthony Starr ise karakterin ruh halini ve sezon boyunca yaşayacağı değişimi bize iyi yansıtmış. Starlight’ı canlandıran Erin Moriarty ise masum kız ile gerektiğinde gücünü gösterebilen olgun bir süper kahraman arasındaki dengeyi güzel yakalamış ve seyirciye aktarmakta başarılı olmuş. Geri kalan ana karakterleri canlandıran oyuncular da iyi iş çıkarmış, neredeyse boş oyuncu ve oyunculuk yok. Kısaca cast ekibi iyi iş çıkarmış.

Oyuncularla ilgili son bir söz ünlü İngiliz komedyen Simon Pegg’e ayırmak gerek. Çünkü Hughie karakterinin çizgi romandaki çizimi kendisi örnek alınarak çizilmiş. Yaşı artık bu karakteri canlandırmak için biraz geçkin olduğundan karakterin babası olarak görüyoruz.

Diziyi güzel kılan ve tavsiye etmemi sağlayan birkaç etkeni daha sırayla konuşalım. Öncelikle iyi olsun kötü olsun hiçbir karakter tam anlamıyla keskin çizgilerle ayrılmıyor demiştik. İyinin içindeki karanlığı gördüğümüz gibi kötünün içindeki duygusal travmaları da görmekteyiz. Sonuçta her karakter çıkarları doğrultusunda hareket etmekte ve iyi kötü arasında gidip gelmekte. İyiler diye etiketlediğimiz karakterler zamanı geldiğinde sonuçları başkalarına zarar verebilecek olaylara neden oluyor ve bu sonuçlara kayıtsız kalabiliyorlar. Önceden izlediğimiz süper kahraman içeriklerinde iyi karakterler böyle bir sonuç karşısında ya düzeltme ya da buhranlarda buhranlar beğenirlerdi.

Alt metin olarak kapitalizm ve büyük şirketlerin kendi çıkarları doğrultusunda toplumları ve devletleri nasıl etkiledikleri eleştirisi yapılmakta. Bunun yanında dizinin eleştirdikleri arasında din sömürüsü de yer almakta hatta fazlasıyla işlenmekte. Günümüz popüler kültüründe ünleri sayesinde maddi ve manevi güç sahibi olan birçok kişi biliyoruz. Bu kişilerin yozlaştığını, ahlak ve etik değerleri hiçe saydıklarını gördük. Bu noktada dizinin karakterlerini gerçek hayatta karşılaştığımız bu insanlarla özdeşleştirebiliyoruz.

Bu kadar ciddi konulara giren dizi bir taraftan komedi tonunu da koruyor ve izleyiciyi sıkmadan derdini anlatıyor. Bence The Boys’a bir şans verin. En azından ana akımdan farklı bir şeyler seyretmek ve tüketmek isteyenler için birebir. Pişman olmayacaksınız.

İncelemenin videosunu Burak Arkan YouTube kanalından izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Kategori
DİZİ
Burak Arkan

Çizgi roman okuyucusu, Star Wars ve Batman delisi. Dizi izlemekten, film izlemeye zaman ayıramaz. Başlayıp bitiremediği bir sürü oyun varken yenilerini denemekten çekinmez. Tam zamanlı işinden ve bir buçuk yaşındaki oğlundan arta kalan zamanlarda bunları yapması ise alametifarikasıdır.
Yorum yok

Yorum bırak

*

*

BENZER