KAOS, ENTRİKA, İHANET! OUTLANDER 2. sezon incelemesi!

2. sezonu bu üç kelimeyle özetledik...

Son dönemin en iyi işlerinden olan American Gods, Spartacus ve Ash vs Evil Dead gibi başarılı projelere imza atan Starz’ın devam eden serileri arasında rahatça en iyi iki işinden biri diyebileceğimiz, birçok kişiyi bağımlısı yapan Outlander’ın incelemesine hoş geldiniz. Daha doğrusu Outlander’ın ikinci sezon incelemesine hoş geldiniz. Eğer ilk sezon hakkında ne düşündüğümüzü merak ediyorsanız sizi buraya alalım. İlk sezonunun da incelemesini yaptığımız Outlander’ın 2. sezonunda neler yaşandığına bayağı geç kalsak da yine şöyle bir göz atalım.

İlk sezon ihanetlerin, kahramanlıkların ve entrikaların ardından ana karakterlerimizin İskoçya’dan ayrılıp Fransa’ya sığınmak üzere gemiye binmesiyle akılda soru işaretleri bırakarak bitmişti. Ne olacaklarını merak edenler için ikinci sezonda yaşanacakları kısa bir şekilde özetleyeyim, daha çok entrika, daha çok ihanet, yeni krallar ve onların savaşları var. Tabi yeni setler ve dövüş sahnelerinin artmasından dolayı birinci sezondan daha az bölüm var. Daha az bölüm olması iyi mi kötü mü oldu tartışılır ama söyleyebileceğim kesin bir şey varsa o da dizinin kalitesi kesinlikle artmış. İlk sezonun senaryosunu beğenmiştim, arada tempo düşürüp biraz sıkıcı hale gelse de güzeldi. Buna rağmen 2. sezon senaryosunu daha kaliteli buldum. Dizi İskoçya’dan Fransa’ya geçtiğinden eski karakterlerden kopmamız kötü olacak, diye düşünmenize gerek yok. Doğruyu söylemek gerekirse yeni karakterlerden hiçbiri o inatçı İskoçların yerini tutamıyor. -Fergus hariç, onun kalbinde İskoç olmak var-  Her ne kadar yeni karakterler Britanya adasında bıraktığımız eski karakterler kadar iyi olmasa da fena değiller.

Zaten bu sezon karakterlerden çok olay döngüsü ortaya çıkıyor. 2. sezon bitmek bilmeyen entrika, ihanet ve manipülasyon içeriyor. İlk sezona göre daha olgunlaşmış ana karakterlerimiz de cabası. Özellikle Jamie’nin olaylara büyük resimden bakması bunun en gözle görülür örneği. Tabi daha ortam değişikliğinden bahsetmedim. İskoçya’dan Fransa’ya geçiş en başta biraz garip gelse de güzel bir farklılık olmuş. İzleyiciye bambaşka bir Outlander tadı veriyor. Bununla birlikte diziye katılan tarihi karakterler de (Charles Stuart, XV. Lois, Saint. Germain Kontu) iyi olmuş. Dizinin tarihi tarafının ortaya çıkması hoşuma gitti. Tabi ilk sezonun başarısının ardından 2. sezonun bütçesinin arttığı belli oluyor. Bunun en önemli kanıtı ise ilk sezonu çok daha sakin bir ortamda geçiyor (diziyi izleyenler ilk sezonun hiç sakin geçmediğini biliyor) olması. Aslında ikinci sezonu benzetme kullanarak anlatmak istesem patlamaya hazır bir kasa barut derim. Yani benim deyişimle savaş geliyor. Bu sezon ise bunun hem hazırlık hem de savaş kısımlarına değiniyor. Jakobit isyanına hazırlık, Culloden savaşı zamanları ve sonrası olmak üzere üçe ayrılan Outlander’ın bu sezonunda tam bir kaos ortamı var. Öyle her şey birbirinde bağımsız bir şekilde patlak veren kaostan bahsetmiyorum, tamamen yazarların kontrolünde olan sürekli kırmızı alarmda olan bir dizimiz var. İyi ki de böyle bir dizimiz var.

Kategori
DİZİ
Arda Keskin

Kısaca dizi ve film hastası. Strateji oyunlarının aşığı ve biraz da orta çağ takıntısı olan bir yazar.
Yorum yok

Yorum bırak

*

*

Twitter çok güzel, gelsene!

BENZER